10 Mayıs 2011 Salı
Bir yemekçinin resim sergisi
Bir yemekçiden ressam olur mu? Atölye arkadaşları göl kenarına yaslanmış ormanlar, vazolarda çiçekler, bahar dalları, İstanbul manzaraları yaparken o ne yapar? Aklı tarlalarda, buğdaylarda, harman yerinde, meleyen kuzularda, çiftçi amcadadır. Onunla da yetinmez büyük balıklar boyamak ister, özgürce serpilmiş, olgunlaşmış. "Küçük balık yoksa biz de yokuz" diyen, kıvaminda avlanan, besin kaynağimiz yüce balıklar çizer.
İşte ancak onun eli bunlara varır, gelecek sezona kadar elveda boyalarım, fırçalarım, elveda tablolarım...
İşte ancak onun eli bunlara varır, gelecek sezona kadar elveda boyalarım, fırçalarım, elveda tablolarım...
8 Mayıs 2011 Pazar
Çiya'da kebap üçlemesi/07.05.2011
Baharın kokusu nihayet Cumartesi sabahı camı açınca doldu ciğerlerime. Sevgili Tangör, Şevket ve Ebru ile sözleşmiştik Çiya'da bahar lezzetlerini kaçırmama adına buluşmaya. Ebru'nun arabası yolda vites kutusundaki problemden kalınca katılamadı kebap sefasına, biz de üzülerek ama heyecanla vardık Kadıköy iskelesine. Keme kebabı günün başdöndürücü haz noktasıydı, hepimizin ilk deneyimi olacaktı.
"Tohumu, kökü ya da çiçeği olmayan keme ancak tecrübeli keme ustaları tarafından toprak altından çıkarılır. Ülkemizde özellikle Şanlıurfa bölgesinde ve Suriye sınırında rastlanan keme, hak ettiği itibarı Gaziantep mutfağında görüyor dersek yeridir. Kemenin boraniden pilavına, yoğurtlusundan kebabına kadar on farklı çeşidini soframıza getiren Gaziantep, bu özel lezzetten haberdar olanları yaklaşık 1,5 ay süresince ağırlıyor. Çünkü keme sayısız fayda içerse de bir ay daha tadabileceğiniz bir lezzet. Saklanıp sonra yenmesi de mümkün değil." diyor bir kaynakda. Şeklen ve tad olarak patates-kereviz karışımı gibi tarif edebileceğim keme iyice temizlendikten sonra özel delecek ile, şişe takılacak sekilde deliniyor. Şişe bir keme ve aynı büyüklükte kebaplık zırh kıyması ile yapılmış köfteler diziliyor. Yanında bulgur pilavı, soğan maydanoz ile servis ediliyor Çiya'da. Beğendim mi kemeyi? Bir daha yemesem aramam, yine de her baharda yaşaması, yaşatılması için yemek isterim.
İkinci tadımımızı Sarmısak kebabı ile taçlandırdık (çok klasik bir kelime oldu ama bu yemeği anlatan en güzel ifade bu bence). Taze dişlenmiş ve bütün sarmısakların arasına ceviz büyüklüğünde köfteler saplanmış, bakır tabağa alınan kebabın üzerine nar ekşisi dökülüp ateş üzerinde terletilerek geldi masamıza. Bahar kaçmadan siz de sarmısak kebabını kaçırmayın arkadaşlar.
Üçüncü tadımımız yeni dünya (malta eriği) kebabı. Yeni dünyalar ortadan ikiye ayrılıp çekirdeği çıkartıldıktan sonra aralarına kuzu kıymasından yapılan köfteler dizilip ateşte pişirilmiş. Şişten tabağa alınıp üzerine közlenmiş domates ile tıkırdatılarak, kebap ekmeği ve maydanoz ile masamıza getirildi.
Musa usta döktürmüştü yine marifetlerini, baharı soluduk Çiya'nın terasında, ışgın şerbeti, bakır ayran kaselerinde arpa suyu içtik. Antakya'nın kıtır kabak tatlısını, künefeyi tadımladık.
Kolumun altındaki" Yemek ve Kültür" dergisinin son sayısında, Musa'nın dediği gibi "eğer bizler yemeklerimizi doğru tanıyıp, doğru tanıtırsak arzu ettiğimiz yemek kimliğine rahatlıkla sahip oluruz. Yoksa bu yozlaşma içinde yolumuzu kaybetmemiz neredeyse kesindir..."
Siz siz olun bir Cumartesi yolunuzu kaybetmeden Kadıköy çarşıdaki Çiya'nın kapısını çalın, ama sakın geç kalmayın!
"Tohumu, kökü ya da çiçeği olmayan keme ancak tecrübeli keme ustaları tarafından toprak altından çıkarılır. Ülkemizde özellikle Şanlıurfa bölgesinde ve Suriye sınırında rastlanan keme, hak ettiği itibarı Gaziantep mutfağında görüyor dersek yeridir. Kemenin boraniden pilavına, yoğurtlusundan kebabına kadar on farklı çeşidini soframıza getiren Gaziantep, bu özel lezzetten haberdar olanları yaklaşık 1,5 ay süresince ağırlıyor. Çünkü keme sayısız fayda içerse de bir ay daha tadabileceğiniz bir lezzet. Saklanıp sonra yenmesi de mümkün değil." diyor bir kaynakda. Şeklen ve tad olarak patates-kereviz karışımı gibi tarif edebileceğim keme iyice temizlendikten sonra özel delecek ile, şişe takılacak sekilde deliniyor. Şişe bir keme ve aynı büyüklükte kebaplık zırh kıyması ile yapılmış köfteler diziliyor. Yanında bulgur pilavı, soğan maydanoz ile servis ediliyor Çiya'da. Beğendim mi kemeyi? Bir daha yemesem aramam, yine de her baharda yaşaması, yaşatılması için yemek isterim.
İkinci tadımımızı Sarmısak kebabı ile taçlandırdık (çok klasik bir kelime oldu ama bu yemeği anlatan en güzel ifade bu bence). Taze dişlenmiş ve bütün sarmısakların arasına ceviz büyüklüğünde köfteler saplanmış, bakır tabağa alınan kebabın üzerine nar ekşisi dökülüp ateş üzerinde terletilerek geldi masamıza. Bahar kaçmadan siz de sarmısak kebabını kaçırmayın arkadaşlar.
Üçüncü tadımımız yeni dünya (malta eriği) kebabı. Yeni dünyalar ortadan ikiye ayrılıp çekirdeği çıkartıldıktan sonra aralarına kuzu kıymasından yapılan köfteler dizilip ateşte pişirilmiş. Şişten tabağa alınıp üzerine közlenmiş domates ile tıkırdatılarak, kebap ekmeği ve maydanoz ile masamıza getirildi.
Musa usta döktürmüştü yine marifetlerini, baharı soluduk Çiya'nın terasında, ışgın şerbeti, bakır ayran kaselerinde arpa suyu içtik. Antakya'nın kıtır kabak tatlısını, künefeyi tadımladık.
Kolumun altındaki" Yemek ve Kültür" dergisinin son sayısında, Musa'nın dediği gibi "eğer bizler yemeklerimizi doğru tanıyıp, doğru tanıtırsak arzu ettiğimiz yemek kimliğine rahatlıkla sahip oluruz. Yoksa bu yozlaşma içinde yolumuzu kaybetmemiz neredeyse kesindir..."
Siz siz olun bir Cumartesi yolunuzu kaybetmeden Kadıköy çarşıdaki Çiya'nın kapısını çalın, ama sakın geç kalmayın!
12 Şubat 2011 Cumartesi
MSA'da TOHUMDAN SOFRAYA EĞİTİMİ
4 Subat'ta MSA (Mutfak Sanatları Akademisi) 8-10 yaş grubuna ve 11 Subat 'ta 10-14 yaş grubuna "Tohumdan Sofraya" Mevsiminde sebze-meyve tüketimi eğitimini verdik. Olcay, eğitimi değişik yaş gruplarına göre işledi. 8-10 yaş grubunda 20, 10-14 yaş grubunda ise 28 çocuk eğitim aldı.
Gelecek günlerde ilköğretim okullarında başlayacak eğitimde elele olabilmek umudu ile...
Gelecek günlerde ilköğretim okullarında başlayacak eğitimde elele olabilmek umudu ile...
16 Ocak 2011 Pazar
Narenciyeli Pazar Kahvaltısı
Kış geldi mi? Hala kapıda bekliyor mu yoksa? Yağmur serpeliyor, kasvet bir hava bugün. Dışarı başımı uzatıyorum, evet soğuk. Kış sebzeleri meyveleri kapladı tezgahları çoktandır. Narenciye bol. Portakal, mandalina, hatta limon kadar süksesi olmasa da, masalarımızda yer almasa da sıkca, greyfurtu unutmamak lazim. Çocuklara hatırlatmak, sevdirmek için onu soğuk değil belki sıcak servis edebilirsiniz, ne dersiniz? Greyfurtu ortadan ikiye bölün, kahverengi şekerin içine bir çay kaşığı tarçın ekleyerek her birinin üzerine paylaştırın, fırına dayanıklı kabınıza koyarak fırınlayın. Ilıkken sabah kahvaltınıza eşlikçi olacak güzel bir vitamin kubbesi elde edeceksiniz. Afiyet olsun, çocuklarımıza şifa olsun. İyi Pazarlar...
12 Aralık 2010 Pazar
TOPRAK ANA GÜNÜ KUTLAMALARI SONLANDI...
8 Aralık 2010 Çarşamba
TOPRAK ANA GÜNÜ 2010 KUTLAMALARI
Terra Madre Day / Toprak Ana Günü 2010 kapsamında iki adet etkinlik planladık.
Mübadil Yemekleri Gecesi : 10 Aralık gecesi hep beraber birarada olacağimiz masa etrafında Mübadele Mutfağı'ndan ornekleri beraberce paylaşacağimiz bir gece. Masamız açık masa olacak.
Mekan: İstiklal Cad. Kartal Sok No.3 (Urban Cafe karşısı -Galatasaray Lisesi yan sokaği)
Saat: 19.30-22.30
Paylaşım: Mübadil çocukları/torunları yemekleri pişirecek tüm üyelerle beraber yiyeceğiz, mübadil hikayeleri eşliğinde.
Aşçı-Öğrenci Mutfak Atölyesi:
Darüşşafaka Okulları 5. sınıf öğrencileri, 3 aşçımızla birlikte 11 Aralık Cumartesi günü "Tohumdan Sofraya" projemizin paralelinde mevsiminde sebze-meyve kullanarak yemek pişirecekler. Çocuklarla beraber Yaklaşık 85-90 kişi etkinliğe katılacaktır.
Yer: Darüşşafaka Okulları - Maslak
Saat: 14.30-16.00
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)





